DOĞRU KARAR VERME

Kararlarımıza Ne Kadar Güvenebiliriz: Hem de gözümle gördüm dediğimiz olayların bile çarpıtalabildiği bir dünyada….!

Evlilik kararı verirken ya da boşanma kararı alırken; ya da bir meslek seçim kararı alırken nasıl doğru karar verebiliriz?

Varsayımlar ve önyargılar hayatımızın çok büyük bir alanında hüküm sürerler. İnsan beyninin birçok işlevi, önceki yaşantılarımızdan edindiğimiz varsayımlara göre çalışır. Beynin bu  işlevi,  biryandan doğal olarak çevreye ve ortama uyum sağlamayı kolaylaştırırken diğer yandan otomatik düşünmemize ve davranışta bulunmamıza neden olarak çoğu zaman dünyayı ve ilişkilerde olup bitenleri yanlış algılamamıza neden olabilmektedir.

Görme duyumuzun bile çarpıtabildiğine ilişkin en güzel örnek ise psikoloji literatüründe Ames odası olarak bilinen algı ve değerlendirmelerimizin nasıl farklı bakış açılarına göre değişebileceğini gösteren psikoloji çalışmasıdır.

Ames odasının bize sunduğu fırsat “görmeden inanmam” dediğimiz şeylerde bile nasıl algılarımızın yanıltılabileceğimizi göstermesi açısından önemli bir psikolojik işleve sahiptir.

Yani gözümüzle gördüğümüz dünyanın bile basit bir şekilde manipüle edilebileceği, her şeyin göründüğü gibi olmadığı, en güvendiğimizin görme algımızın bile istenildiğinde nasıl çarpıtılabildiğini, eğer görme algımız bile çarpıtılabiliniyorsa diğer algılarımıza ne kadar güvenebileceğimizle ilgili eleştirel bir bakış açısı kazanma, gerçeklik ve algı üzerinde daha fazla düşünmemiz konusunda bizleri cesaretlendirmektir. Özellikle yakın ilişkilerimizde aynı olayı farklı şekilde nasıl değerlendirdiğimiz konusuna ışık tutmaktadır.

 Algıladığımız şeyle gördüğümüz şey aynı şey mi?

Öncelikle görme işleminden bahsetmek gerekir. Görme dediğimiz şey  gözlerimiz açık olduğumuz sürece, sürekli ve zahmetsizce yaparız. Çevreden gelen ışınlar göz merceğinden geçip, retina tabakasında elektrik sinyallerine dönüşür ve ordan yorumlanmak üzere beynin görme merkezine iletilir. Beynin görme merkezi, her iki gözden gelen bu bilgileri alır, işler ve bizim gördüğümüz şekilde yorumlar.

Ancak 3 boyutlu görme işleminde iş bu kadar basit değildir. Bu işi göz değil beyin gerçekleştirir. Yani beyin gözden gelen bir çok bilgiyi alarak en doğru olana karar vermeye çalışır. Bunu yaparken ise sistem şu şekilde işler:

A- Bu pencere, yerdeki karolar ve odanın kendisinin diktörtgen olursa o zaman bu kişilerden birisi dev diğeri cücedir (eğer gerçekten gerekli optik hesaplamalar yapılırsa sonuç bu çıkar, beyin bu hesapları sürekli olarak yapar).

B- Bu kişilerin boyları aynıdır, o zaman odanın yamuk, yerdeki karoların ve pencerenin de eğri olması gerekir.

A ve B önermelerinden sadece birisi gerçek olabilir. Yani beynin yapması gereken, doğru olma ihtimali en yüksek olan gerçeği seçmektir.

Peki doğru olma ihtimali en yüksek olana nasıl karar veririz?

Bunun için ise önceki yaşantılarımızdan elde ettiğimiz bilgileri yani varsayımlarımızı ve önyargılarımızı kullanırız. Beynin sahip olduğu önceki tecrübelerine göre, pencereler hep düzgün olur, yer karoları kare şeklinde olur ve odalar istinasız diktörgene benzerler. O zaman her ne kadar garip de olsa, sağdaki insan cücedir, soldaki insan ise dev olarak kararlaştırılır.

Ames odası sadece bir görsel yanılsama oluşturmuyor. Bu görsel yanılsama herkes tarafından ancak odanın içine girdiğinde fark edilebilmekte, odanın içine girerek odayı daha yakından incelediğimizde beynimizin neden yanıldığını anlayabiliyoruz.

İşte tam buna benzer şekilde; gerçek yaşamda da benzer süreçlerin işlediğini ve aslında dünyanın nasıl olması  gerektiği ile ilgili bir sürü varsayımlarımızın olduğunu ve gelen bu bilgileri daha önceki yaşantılarımıza benzetmeye çalıştığımızı ve önceki varsayım ve şemalarımıza benzemeyenlerin ise çarpıtıldığını söyleyebiliriz  Çünkü hepimizin zihninde ve yaşantısında odalar düzgün köşelere sahiptir. Ancak ames odasında odanın hem zemini hem tavan ve tabanı yamuktur.   Odanın sol tarafındaki kişi dev, sağ tarafındaki kişi cüce olarak görünüyor, ve yer değiştiklerinde dev cüce, cüce dev oluyor.

Gerçek yaşamda aslıdan bir tür Ames odası gibi. Özellikle evlilik danışmanlığı yaptığım, ilişki ve evlilik terapisi sürecinde sürekli birbirleri kavga eden çiftlerin,  barışıp barışıp kavga sürecine giren ilişkilerin, öfke kontrolü olmayan danışanların, yargılaması ve düşünce sistemi zayıf kişilerin benzer şekilde önyargılarının ve dünyayı otomatik şekilde değerlendirmelerinin kurbanı olduklarını söyleyebilirim. Doğru ve sağlıklı karar verebilmek için olayı sadece gördüğümüz şekilde ele alıp değerlendirip karar vermemiz bizi hem ilişkilerimizde hem de gerçeğe ulaşma konusunda yanıltacaktır.

Bunun için bir evlilik kararı verirken ya da bir boşanma kararı alırken, bir ilişkimizi yargılarken bir durumu doğru yanlış, iyi-kötü şeklinde değerlendirirken görme duyumuzun bile aldatılabileceği şu dünyada aynı ames odasındaki gibi soruna uzaktan değil yakınına giderek bakabilmeli, eşimizin ya da sevgilimizin belki de bir olaydaki sesini yükseltmesi bize “öfkeli” biri olarak görünüp karar verirken, daha yakınına gidip baktığımızda aslında bu öfkesinin altında “bizi kaybetme korkusu” olduğunu görüp sakinleşip farklı bir karar verebiliriz. Ya da bize küsen eşimizin bu durumuna faklı bir açıdan bakarak “daha fazla yakınlık kurmak için sessiz bir çığlık attığı”nı fark edebiliriz.

Belki hemen hemen herşeyimize karışmaya çalışan eşimizin “yaptıklarını yeterince taktir etmediğimiz için” kendini yeterince özgüvenli hissetmediği için herşeyi kontrol etmek zorunda hissettiğini anlayabiliriz. Belki ames odasındaki gibi olaya farklı bir açıdan bakarsak ergen kızımızın asi davranışlarda bulunduğu için kızmak zorunda kaldığımızı değil de, kızdığımız için asi olmaya onu biz itmiş olabiliriz.  Aslında çok korktuğumuz için uzak durduğumuz kişinin duygularına biraz daha yakından bakıp incelesek, başkalarından kendini korumak için insanları korkutup kendinden uzaklaştırırarak kendini güvende hissetmek için öfkeye başvurduğunu görebiliriz.  Görme algısı gibi en temel algılarımız bile bu dünyada bizi yanıltabilir. Özetle  sağlıklı ve doğru kararlar ve yargılamalarda bulunmak için:

1.Olabildiğince çok ve farklı kaynaktan ( ya da duyulardan) bilgi etmeli,

  1. Bilgiyi daha yakından ve detaylı şekilde incelemeli (derine inmeli)
  2. Bize sunulan bilginin önceki bilgilerimizle benzer olduğu durumlarda daha dikkatli ve özenli davranmalı
  3. Maruz kaldığımız bilgiyi farklı açılardan ve bakış açılarına göre değerlendirebilmeli.

Dr.Psikoterapist Hüseyin Doğan