Dr. Hüseyin DoğanPsikoterapist

Enstrüman Çalmanın Psikolojimize Etkisi

Dr. Hüseyin Doğan26 Mayıs 20224 dk okuma
Enstrüman Çalmanın Psikolojimize Etkisi

Müzik ve enstrüman çalmak, yalnızca sanatsal bir uğraş değil, kişinin iç dünyasındaki bazı çatışmaları anlaması ve çözmesi için de bir araç olabilir. Bu yazıda, enstrüman çalmanın Oedipus kompleksi ile bağlantısına ve rekabet duygusunun kökenine bakıyoruz.

Oedipus Kompleksi ve Rekabet Duygusu

muzik psikoloji

Odipal çatışma, tam adıyla Oidipus kompleksi, Freud tarafından ortaya atılmış ve psikanalitik teoriye göre çocuğun karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme, kendine rakip gördüğü hemcinsi olan ebeveynle rekabete girmesi olarak tanımlanır.

Sağlıklı iletişim kurabilen ve karşı cins ebeveynini kabul edip yenebilen çocuk bu çatışmayı sağlıklı atlatır, birey olarak yaşamına doğru ve sağlıklı bir psikoloji ile devam eder. Rekabet duygusu yerinde olur ve kişi kendine her koşulda rakip aramaz.

Çocuğun karşı cinsi yenemediği durumlarda ise bu çatışma negatif olarak ortaya çıkar. Çocuk, ergenlik ve yetişkinlik evrelerinde rekabet duygusunu içinde bitiremez ve bir çok şekilde diğer insanlarla ilişkilerinde rekabete meyilli olur. Bu rekabet, kişinin işinde, arkadaşlıklarında, duygusal ilişkilerinde hep bir rakip aramasına ve birilerinin önüne geçmeye çalışmasına yol açabilir.

Rekabetin Hayata Yansıması

Kişi, partnerini, yaptığı işi ve arkadaşlarını bu rekabet duygusuna göre seçebilir. Rekabette kalmak ve kazanmak kişiye hep bir haz verir, çocuklukta yenemediği karşı cins ebeveynini iç dünyasında unutamaz ve bu duygunun üzerini örtmek için çabalar. Yani her kişiyi, nesneyi, olayı karşı cins ebeveyni olarak görebilir ve rekabet etmek isteyebilir.

Kişi, sırf aşık olduğu partnerinin başkaları tarafından da çok istenen ve arzulanan biri olması yüzünden rekabet duygularına yol açabilecek partnerlere yönelebilir. Bu rekabet duyguları hayatın her alanına yansıyabilir: kendi sevdiği arabayı almayabilir, kendi istediği kıyafeti almayabilir, sırf başkalarıyla rekabet edebilmek için tüm benliğini unutup her şeyi yapabilir. Çünkü burada önemli olan kişinin ne istediği değil, kazanmaktır. Her zafer, rekabet duygusunun doyumsuzluğu ile daha büyük bir zafer isteğiyle son bulur.

Bu durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Kişi kaybettiğinde büyük bir yıkıma uğrar, kendini yetersiz ve değersiz hisseder, çünkü benliğini tam oturtamamış ve kendi isteklerini yerine getirememiştir. Rekabet için benlik duygusuna uzak kalan kişi kendini tanımaktan uzaklaşır ve ne istediğini bilemez hale gelebilir. Ne kadar güçlü ve yetenekli olursak olalım, birileri bir işi bizden daha iyi yapabilir; her zaman tam performansta olamayız ve her işi mükemmel yapamayız.

Müziğin Bu Çatışmadaki Yeri

Müzik evrenseldir ve her canlıda eşsiz olarak ortaya çıkar. Tıpkı fiziksel özelliklerimiz ve yeteneklerimiz gibi, her canlının çıkardığı ses o canlıya özeldir ve başka bir canlı tarafından tam olarak taklit edilemez. İnsanda da böyledir, her insanın ses frekansı, ses rengi başkadır; ağız, diş, ses telleri ile sonsuz bir kombinasyonla her insanın sesi farklıdır.

Enstrüman çalmak da böyledir. İnsanlar yetenekleri doğrultusunda bir müzik aleti seçerek duygularını dışa vurabilirler. Aynı enstrümanı çalan iki farklı kişi, aynı şarkıyı çalsa bile aynı tınıda, aynı frekansta, aynı duyguda çalamaz. Çünkü hepimizin el, kol, parmak kas yapısı farklıdır, enstrümana uyguladığımız güç farklıdır, dolayısıyla enstrümanın tepkisi de farklıdır. Duygular birebir aynı olsa bile fiziksel farklılık ve farklı beyin fonksiyonlarımız nedeniyle aynı melodiyi asla aynı şekilde çalamayız ve bu fark edilir.

Bu yüzden kendini kanıtlamış müzisyenleri tarzından tanıyabiliriz; her müzisyen kendi eserine imzasını atar ve bu tektir, binlerce eser üretse bile kendi eşsiz parçasıdır.

Nefesli çalgılarda bu fark daha da belirgindir, çünkü işin içine dudak, ağız ve diş yapısı ile akciğer potansiyeli de girer. Örneğin klarnet çalan iki farklı kişi aynı melodiyi aynı metronomda, aynı şiddette, aynı vurguyla çalsa bile çıkan ses başka olacaktır; kişinin o andaki heyecanı bile nefes kontrolünü değiştirir. Birey müzik ile bu farkı fark ettiğinde olaya başka bir açıdan bakabilir ve rekabeti hayatında müzik çerçevesinden bakarak azaltabilir.

Müzik ve Oedipus Kompleksi Arasındaki Bağlantı

Oidipus kompleksi yaşayan bir birey bir müzik aleti çalmaya yöneldiyse ve bu farkındalık oluşmadıysa, yine rekabete başlaması muhtemeldir. Bu durumda kendi istediğinden ziyade rağbet görene yönelebilir, diğer enstrümanistlerle yarışa girebilir, istemediği şarkıları ve tarzları onay almak için çalabilir. Burada kişi yine kaybetme korkusu yaşar; kendi enstrümanını daha verimli çalabilen kişilerle karşılaştığında yenilgiye uğradığını sanabilir ve yine bir çıkmaza düşebilir.

Birey konuyu ayırt etmek ister ve farkına varırsa müzik fayda sağlayabilir. Müzik, tıpkı hayat gibi bir yarış değildir, bir paylaşımdır ve çok yetenekli, derinliği olan müzisyenler her zaman rağbet görmeyebilir. Dünyada klasik ve caz müziğin dinlenme oranı binde 17 civarındadır. Bunun farkına varabilen birey, karıştırdığı bazı duyguları ayrıştırmaya başlayabilir. Birey çaldığı enstrümana yakınlaştıkça eşsiz bir ses çıkardığının farkına vardıkça istemese de rekabetten uzaklaşır, çünkü her insan farklı olduğu gibi duyguları dışa vurma biçimimiz de fiziksel ve yeteneksel kapasitemizle birlikte farklı olacaktır.

Birey kendi benliği, istekleri ve duygularına müzikle yakınlaşmaya başladıkça kendinin farkına varır ve bu rekabetin anlamsızlığını görür. Yarıştığı kişinin aslında kendisi olduğunu bilmek çok önemlidir; hayatın her alanında başkalarıyla değil bir gün önceki kendisiyle yarışmaya başladığında eşsiz olduğunun daha da farkına varır. Kendi amacına ve isteklerine yönelen birey, başkalarıyla rekabeti bırakmaya başlar. Çünkü bir insanın kendisi gibi, olduğu gibi olma hazzı o insanı çok mutlu eder ve kelimelerle anlatamadığını müzikle yapmaya başlayınca daha da mutlu olabilir.

Diğer insanların müziğe verdiği tepkiler farklı olacaktır; kimisi basit bir melodiyi sever, kimisi sadece caz dinler, kimisi etnik müzik dinler. Birey bunları gördükçe, kendi melodilerini beğenen biri çıktıkça kendine ve benliğine güveni artar, eşsiz olduğunu anlayabilir. Negatife değil pozitife yönelme eğilimi artar, özgüveni artar, ne istediğini hayatın diğer alanlarına yansıtabilir. Birey böylece kendini müzikle terapi edebilir, benliğine ve isteklerine daha da yakınlaşarak kendi içindeki anlamsız rekabeti bitirmek için büyük bir adım atabilir.

Ahmet Soylu

Bu konuda destek almak ister misiniz?

Randevu ve sorularınız için WhatsApp üzerinden doğrudan yazabilirsiniz.

WhatsApp'tan Randevu Alın
WhatsApp'tan Randevu Alın