Dr. Hüseyin DoğanPsikoterapist

Sevilen Birinin Kaybı: Kayıp ve Yas Terapisi

Dr. Hüseyin Doğan7 Kasım 20196 dk okuma
Sevilen Birinin Kaybı: Kayıp ve Yas Terapisi

Çoğu insan hayatında bir noktada mutlaka bir kayıp yaşayacaktır. Yas, herhangi bir kayıp biçimine verdiğimiz tepkidir. Yas süreci, derin üzüntüden öfkeye kadar çeşitli duyguları kapsar ve önemli bir kayba uyum sağlama süreci kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir. Bu süreç çoğu zaman kişinin geçmişine, inançlarına ve kaybettiğiyle olan ilişkisine bağlıdır.

Yas sadece ölümle ilgili değildir

Yas tutmayı yalnızca ölüm ya da boşanma gibi büyük kayıplara verilen bir tepki gibi düşünme eğilimimiz vardır. Oysa yas, herhangi bir kayıp ya da değişikliğe verilen psikolojik bir yanıttır. Yitirilen şey aile yadigarı bir eşya olabileceği gibi bir umut, bir ülkü, bir arkadaş, bir grup aidiyeti, bir sevgili hatta eski bir kendilik de olabilir.

Kaybedilen araba anahtarı bile olsa kayıp, bizim kontrol etme ve öngörme yanılsamamıza darbe indirir. Ağır bir kayba uğradığımızda ise ilkel terk edilme ve çaresizlik korkularımız bilinçdışında yeniden canlanır. Bebekliğimizden itibaren insan olmanın başkalarına gereksinim duymak olduğunu biliriz, bu yüzden ister gerçekleşmiş ister tehdit şeklinde olsun ayrılma tehlikelidir ve öğrendiğimiz ilk gerçek budur.

Yas süreci, yitirilen kişiyle ilişkimizin yeniden ele alındığı, değerlendirildiği ve bu değerlendirme sonucunda kendimize, yitirdiğimiz kişiye ve dünyaya dair yeni bilgiler kazandığımız bir süreçtir. Yaşanan duyguların şiddeti ve süresi her bireyde farklılık gösterse de, yas sürecinin genel olarak benzer özellikleri ve dinamikleri vardır.

Aslında yas süreci, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşma işidir. Sağlıklı bir yas tutamazsak, hala geçmişin melodisine göre dans ettiğimiz için bugüne ayak uyduramayız. Yaşamımızın gidişi, kayıpları ve kopmaları gerçekleştirebilme, kayıplara uyum sağlayabilme ve bu değişimi bir büyüme aracı olarak kullanabilme yeteneğimize bağlıdır. Tam olarak tutulmamış bir yas, uyum sağlayamadığımız değişiklikler yaşamımıza gölge düşürür, enerjimizi tüketir ve bağlantı kurma yeteneğimizi bozar.

Somut ve gelişimsel kayıplar

Yas, sadece sevilen bir kişinin ölümünden sonra değil, yatırım yapılan her türlü nesnenin kaybıyla oluşabilir. Kayıplar somut ve gelişimsel olarak sınıflandırılabilir.

Somut kayıplar, bir kişinin ölüm veya ayrılık gibi sebeplerle kaybını, düşükle sonuçlanan bir gebelik gibi beklenen bir sevgi nesnesinin kaybını ve organ kaybı ya da bir organın işlevinin kaybı gibi kayıpları içerir. Gelişimsel kayıplar ise kişinin normal gelişim süreci içinde karşılaştığı ve karşılaşacağı kayıplardır: anneyi kaybetme kaygısı, sevgisini kaybetme kaygısı, üst benlik kaygısı ve vücut parçalarını kaybetme kaygısı olarak sınıflandırılabilir.

Yas sürecinin seyrini etkileyen bazı faktörler şunlardır:

  • Kişinin duygusal yapısı: çocukluk gereksinimleri yeterince karşılanmamış ya da bir dizi kayıp yaşamış kişiler keder duymakta güçlük çekebilir.
  • Kaybedilen ilişkinin doğası: aşırı bağımlı ya da bitmemiş meselelerle yüklü bir ilişkinin bırakılması daha zordur.
  • Kaybın koşulları: birisi aniden ya da kötü bir şekilde kaybedilirse bu ölümü kabullenmek daha uzun sürer.
  • Kültürlerin kederin dışa vurulmasına karşı getirdiği kısıtlamalar.
  • Yaşamdaki geçişleri ele alma yeteneği, bizi büyüten kişilerle kurulan ilk etkileşimlerle başlar. Bu erken etkileşimler genelde sürekli güven verici ve sevgi doluysa, değişiklik karşısında başvurulacak bir dayanağımız olur.

Yas sürecimiz parmak izlerimiz kadar kişiseldir; geçmişteki yaşam öykülerimiz ve ilişkilerimizin özellikleri tarafından belirlenir. Aynı aile içinde bile herkesin kederi son derece kişiseldir. Yas tutma işi, fiziksel bir yaranın iyileşme sürecine benzetilebilir: ne kadar hızlı iyileştiğimiz, kesiğin derinliğine, önceki yaralara, enfekte olup olmamasına ve bulunduğu yere bağlıdır.

DSM-5’te yas kriterleri

DSM-5’te yas, daha ileri çalışma gerektiren koşullar başlığı altında yer bulmuştur. Yeni yas kriterlerini özetleyecek olursak:

  • En az 12 ay önce yakın bir arkadaşın ya da aile üyesinin kaybı (çocuklar için bu süre en az 6 ay olarak belirtilmiştir).
  • Ayrılık sıkıntısıyla ilgili şu dört semptomdan en az birinin olması: özlem, yoğun üzüntü, ölen kişiyle ve ölümün koşullarıyla aşırı meşguliyet.
  • Ayrıca 12 ek semptomdan en az altısının olması: kabullenmede zorluk, şok ya da uyuşukluk hissi, olumlu hatıralardan söz etmekte zorluk, kayıpla ilgili öfke ya da acı, kendini suçlama, kaybı hatırlatan her şeyden kaçınma, ölenle birlikte olabilmek için ölme isteği, diğer insanlara güvenmekte zorluk, yalnızlık ya da yaşamın anlamsızlığı hissi, kişinin yaşamdaki rolünde karışıklık ya da bir parçasının öldüğü hissi, etkinlikleri sürdürmekte ya da gelecekle ilgili plan yapmakta isteksizlik ve zorluk.

Bu belirtiler klinik açıdan ciddi bir sıkıntıya ya da sosyal, mesleki ve diğer alanlarda bozulmaya yol açtığında ve kişinin yaşına, dini ya da kültürel normlarına uygun düşmediğinde değerlendirilir.

Normal yas, sevilen bir kişinin kaybının ardından verilen doğal ve kendini sınırlayan bir süreçtir. Kayıp yaşantısına verilen tepkiler bilişsel, davranışsal, duygusal ve bedensel açılardan değerlendirilir. Bedensel belirtiler arasında ağız kuruluğu, boğazda sıkışma hissi, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, midede boşluk hissi, kaslarda güçsüzlük, uyku düzensizliği ve iştahsızlık sayılabilir. Bilişsel belirtiler arasında inkar, dikkati toplamada güçlük, şaşkınlık, ölen kişinin hala yaşadığı hissi ve ölen kişiyle ilgili aşırı zihinsel meşguliyet yer alır. Davranışsal açıdan ise ağlama, aşırı hareketlilik, sosyal içe çekilme, ölenle ilgili rüyalar görme, ölene ait eşyaları saklama ya da tam tersine öleni hatırlatan şeylerden kaçınma görülebilir.

Yas sürecinin evreleri

Yas süreci genel olarak iki aşamaya ayrılabilir. Birincisi, kaybın ya da kayıp tehdidinin olduğu anda başlayan kriz dönemindeki kederdir. Bu dönemde bedenimiz ve zihnimiz direnir, ölümle yüzleşmekten kaçınmak için yadsımanın, bölmenin, pazarlığın, sıkıntının ve öfkenin içine girip çıkarız; acı gerçeği özümsedikçe kriz dönemi sona erer. İkincisi ise, ölümün gerçekliğini kabul ettikten sonra başlayan ve ilişkiyi bizi sürekli uğraştırmayacak bir anıya dönüştürmek için gereken ince ve karmaşık uzlaşma sürecidir.

Bu süreçte gözlenen tepkiler şöyle özetlenebilir:

  • Yadsıma: ilk anda ölüm karşısında yaşanan şok tepkisi sonucu ölümü yok sayma eğilimi. Yadsıma, feci gerçeği yavaş yavaş özümsememize yardımcı olan bir tampon görevi görür. Cenaze gibi ritüeller bizi ölümün gerçekliğiyle yüz yüze bırakır, ancak bu türden bir sınama eksik kalırsa yadsıma sürebilir.
  • Bölme: yadsımanın bir başka şeklidir. Zihnin bir yanı yitimi yadsırken diğer yanı yitimi bilmesine izin verir. Normal yas tepkisi içinde verilen bir tepkidir.
  • Pazarlık etme: yitimin farkındalığı yüksektir, fakat direnç kederle pazarlıklara oturtacak kadar işi uzatır. Ayrılıktan önceki son günleri, haftaları ve saatleri geri getirmeye çalışarak yeniden yaşarız. Bu dönemde “şunu yapmalıydım” türünden suçluluk duyguları da yaygındır.
  • Depresif duygular: önemli bir insanı ya da bir şeyi kaybetmek, reddedilme, güçsüzlük ve çaresizlik duygularını harekete geçirdiği için yitimin gerçekliği içimize işledikçe bir iç sıkıntısı duyarız. Sevilen birinin kaybı, kontrol duygumuzun zarar görmesine ve dünyanın tahmin edilemez ve tehlikeli bir yer olduğuna dair inançların oluşmasına neden olabilir.
  • Öfke: birisi istemeden de terk etse, geride kalmak bizi çileden çıkarır. Ölen ya da bizi bırakan birine öfkelendiğimizi pek ender kabul ederiz, bunun yerine öfkemizi başka şeylerden çıkarmaya eğilimli oluruz. Belirli bir öfke, gerçekleri kabul etmeye başladığımızı gösteren sağlıklı bir işarettir.

Kriz döneminde çoğu insanda yukarıda bahsi geçen tepki ve duygular yaşanabilir. Bunlar normaldir ve yas sürecinin bir parçasıdır; tek bir öfke dalgası, tek bir yadsıma, bölme ya da pazarlık döngüsü ender olarak yeterli olur. Bu dönemler, gerekli düzeyde bağışıklık elde edebilmek için yapılan bir dizi aşılama gibidir.

Yas ne kadar sürer?

Her birey yas sürecini farklı yaşar. Bir bireyin yas tutma biçimini belirleyen şey, kişinin baş etme yeteneklerine, kişilik yapısına, yaşam deneyimlerine, sosyal destek sistemlerine, kişilerarası ilişkilerine ve ölen kişinin bireyin hayatındaki yerine ve anlamına göre değişir.

Genel olarak yas sürecinde birey birkaç hafta içinde iş yaşamına dönebilir, birkaç ay içinde sosyal rolleriyle denge kurmaya başlayabilir ve yaklaşık 6 ay ile 1 yıl içinde yeni ve sağlıklı ilişkilerle hayatına yeni bir yön vermeye başlayabilir. Bu süreçte profesyonel bir destek almak, kişinin süreci daha kolay atlatabilmesinde önemli ölçüde yardımcı olur.

Bu konuda destek almak ister misiniz?

Randevu ve sorularınız için WhatsApp üzerinden doğrudan yazabilirsiniz.

WhatsApp'tan Randevu Alın
WhatsApp'tan Randevu Alın